Meczup

Meczup
Geçti dedim, geçmedi

20 Eylül 2011 Salı

Bir elma vardı ağaçta, koparmak isterken düştüm









Bir sonbahar akşamıydı. hafif yağmur vardı ama rahatsız etmiyordu hiç. hava yavaş yavaş kararıyordu. sokağın en başında bi çocuk vardı. siyah kapişonunu gözlerine kadar indirmiş bir şeyler konuşuyordu kendi kendine. uzaktan o kadar güzel görünüyordu ki elimde olsa bir kaç saat daha orada durur onu izlerdim... bir kaç dakika daha sessizce onu izledim. annesinin gelişini, yağmurda eve gitmeyip onu sokakta beklediği için kızışını, ardından elele eve gidişlerini... hepsini teker teker izledim. hiç sıkılmadan, hiç acele etmeden izledim. uzaktan ne kadar güzel göründüklerini farkında değilmişler gibi "mutlu"ydular. hiç aceleleri yoktu. korkuları yoktu hiç ve tabii ki endişeleri.
Senin gibiydiler. bizim gibiydiler...


Hatırlar mısın bilmem, eskiden sen de severdin yağmurda yürümeyi. o kadar severdin ki yağmuru hiç sevmeyen bana bile sevdirirdin o sevginle. hala sevip sevmediğini bilmiyorum. 
Aklıma okuldan dönüşlerimiz geldi yine. koşa koşa otobüs durağına gelip, birbirimize sırıtırken bekleyişlerimizi hatırladım. hayatımın en güzel bekleyişleriydi oysa ki. sonradan anladım.


Şimdi sen gittin ya, o otobüs durağı cehennem gibi. eskiden bize bakarak gülen, konuşan insanlar ayıplıyor sanki artık beni yanımda sen yoksun diye. o şehir, o sokaklar, o insanlar çok yabancı. sen gittin ya, sanki ben gitmişim gibi. sanki hiçkimsenin bilmediği, hiçkimseyi bilmediğim bi yerdeyim.


Burası çok "mutsuz" sen yokken canım, buralar çok "terbiyesiz"
Söyledim ya, en iyi sen bilirsin beni. en iyi sen bilirsin, en çok seni sevdiğimi...


Bir sonbahar akşamıydı. bir elma vardı ağaçta, o elma sendin. koparmak isterken düştüm, sen de diğerlerine karıştın. kaybettim... kayboldun...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder