Bazen böyle kendinizi yalnız falan hissedersiniz
hani. “Yalnızım lan ben” diye triplere girersiniz, intihar falan gelir aklınıza
sonra götünüz yemez de vazgeçersiniz. Herkes size inat mutluymuş gibi gelir. Hayat
birden çok boktan olur mesela. Boktandır zaten de siz o an kesin olarak
anlarsınız hani.
Işte ben pek öyle düşünen bi insan değilimdir
genelde. Zaten bi sürü derdim var, diğerlerinin ağzına sıçıyim banane
laylaylomlik diye gezinendim. Kimseye bulaşmıyim, kimse de bana bulaşmasın öyle
sik gibi yaşamaya devam ediyim diye düşünür dururdum bütün gün.
Sonra bigün... bigün onu tanıdım... ressamdı. Deliydi.
Aklında bir sürü şey varmış gibi davranıyordu. Yaşı fazla değildi ama hem
olgun, hem çocuktu. Çocukken verilen sürprizli kinderler gibi içinden ne
çıkacağını bilemiyordunuz. Ne tepki vereceğini, ne söyleyeceğini falan.
O kadar garipti ki her an değişiyordu.
Gözlerini görmek dünyanın 7 mucizesinden 8.sini
bulmak kadar harikaydı.
Onu izlemek Paris-e gitmek gibiydi...
Kırıcıydı bazen, bazen eğlenceli, çoğu zaman da hassiktir
kadar mükkemmel. Ama O-ydu. Deliydi ve ressamdı.
Bütün gün aklımdaydı. Insanlar ondan farklıydı
sanki. Insanlar onun gibi olmaya çalışıp olamıyordu. Insanlar özentiydi,
insanlar sıkıcıydı, boştu.
Oysa O, o kadar iyiydi ki...
Bigün gitti. Bitti. Ve ben ne kadar eskisi gibi
olmaya çalışsam da olamadım. Ve ben ilk kez “yalnızım lan ben” diye düşündüm.
Yokluğu küfür gibiydi. Çok kısa zamanda nasıl olup
ta hayatımda bu kadar eskileşebilmişti anlamıyordum ama sadece mutluydum. Çünkü
onu tanımıştım. Çünkü farklı olmanın tadını bir kere almıştım.
Ve onu anlatmak garipti. Geri döner mi
bilmem, dönmesini istiyor muyum bilmem, ama sadece böyle bir şey yaşamak çok
güzeldi ve hep öyle kalacaktı.
Hayatım kısa mı, uzun mu bilmiyorum ama onunla
geçen o kısacık zaman hayatımda düşünüp düşünüp mutlu olacağım tek şeydi
sanırım...
Clementine*

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder