Meczup

Meczup
Geçti dedim, geçmedi

26 Ekim 2011 Çarşamba

Çok kocaman seviyorum amk





Blog açmaya karar verirken, ergen ergen triplere girdiğim zamanlarda girer, içinde bol bol aşk acısı olan yazılar yazarım diye düşünmüştüm. ama bugün o kadar mutluyum ki, buraya yazıp şu anı ölümsüzleştirmek istedim. gelecekte ne olur bilmem, belki de şuan yaşadıklarımı, şuraya yazdıklarımı bir kaç yıl sonra bol sümüklü bir günümde okuyup güleceğim. ya da belki de okuyup okuyup ağlayacağım... ama yine de yazmak istiyorum. bu gece herşeyi, herkese anlatmak istiyorum çünkü artık içimde tutamayacağım kadar büyüdü duygularım. artık boğazımda duruyorlar. anlatmazsam bitecekler ve ben bitmemesi için katil bile olabilirim şuan...

Tam 1 ay önce, 27 Eylülde o zaman ki tabirimle "başımın belasıı yeaaa" ile tanıştım. hayatıma girişi o kadar farklı, o kadar güzel, o kadar önemli, o kadar eğlenceliydi ki hatırladıkça kahkaha atmamak için dudaklarımı ısırıyorum.

Her insanın hayatında silmek istediği anıları olmuştur mutlaka. ya da unutmak istediği, canını yakan, acısından burnunu kanatan anıları. anılar güzeldir, anılar önemlidir, ama anılar o kadar berbat bir şey ki... kurtulmak istersiniz kurtulamazsınız. peşinizi bırakmaz bir türlü o kahrolasıca şeyler. beyninizi kemirir durur...

İşte tam da öyle bir sürü anım var. hepsi aklımın bi köşesinde duruyor. her sabah uyandığımda bana kendilerini hatırlatıyorlar. ama eskisi gibi yakmıyor canımı artık. çünkü hayatıma giren o baş belası her sabah uyandığımda beynimi o anılardan daha fazla meşgul ediyor. bu durumdan memnun muyum diye sorarsanız, fazlasıyla memnunum!

İşte bugün o baş belasıyla tanışmamızın 1.ayı. tam 1 aydır hayatımda. tam 1 aydır sabah akşam aklımda. tam 1 aydır beni mutlu eden tek şey O. normalde bıraksanız şurayı saçma sapan cümlelerimle doldurabilirim ama söz konusu O olunca anlatıcak kelime bulamıyorum. bütün kelimeler anlamını yitiriyor bi anda.

O kadar iyi ki, o kadar güzel ki, o kadar hayat dolu bi insan ki hiçbir kelime onu anlatacak kadar güçlü değil. hiçbir kelime duygularımı anlatabilecek kadar mükemmel değil...

Hayatıma gireli 1 ay oldu ama hayatımdaki en değerli insanların başında gelmeyi başarıyor. şimdi anlatsam onu, desem ki şöyle iyi böyle iyi, her bokuma katlanıyor, her derdimi rahatça anlatıyorum, her seferinde aklımı başıma getiriyor ve söylediklerine kuşkusuz inandığım tek insan... anlamayacaksınız. çünkü anlamazsınız. çünkü anlamanızı istemem bile. çünkü o kadar seviyorum..

Resmen her güne onunla başlıyorum, her kokuda o var sanki, en güzel renkler sadece ona ait, sadece O biliyor herşeyin en doğrusunu, sadece O söyleyince güzel bütün kelimeler, cümleler..

Hayatımda ilk kez hissediyorum böyle şeyleri, hayatımda ilk kez birine "seni seviyorum" derken bu kelimeyi kaç kere söylediğimi düşünmüyorum. hayatımda ilk kez o iki kelimeyi söylemekten korkmuyorum.

Kaç zaman geçecek üstünden, kaç kere kavga edeceğiz, kaç kavgamız yine "ben seni çok kocaman seviyorum"la bitecek bilmiyorum ama şuan için tek korkum kaybetmek. avucumun ortasına kalbini bıraktı sanki. biraz sıksam korkacak gibi, biraz daha açsam hemen gidecek... oysa gitmemesi için ölmeye bile razıyım ben.

İnsanlara bunu anlatmak o kadar zor ki. insanlar anlamıyor çünkü, insanlar önyargılı. insanlar bir insanı görmeden, bilmeden, sadece kelimelerini, düşüncelerine, hissettiklerine, hissettirdiklerine aşık olmanın ne demek olduğunu bilmeyecek kadar zavallı.

Oysa ben o kadar şanslıyım ki, böyle bir şeyi yaşadığım için... hayatımın sonuna kadar hatırlamaktan usanmayacağım anılarım var şimdi. hayatımın sonuna kadar en berbat durumumda aklıma gelince beni gülümsetebilecek kadar güçlü duygularım var.

Ve bunların hepsi O'nun sayesinde oldu. bana hissettirdiklerini bilmiyor belki ama ben O'nun  için neler hissettiğimi çok iyi biliyorum. bu ikimize de yeter...

Hani derler ya "sen unut geçmişini, ben aklımda tutarım" diye, işte öyle seviyorum, öyle aşığım, öyle inanıyorum. bütün geleceğimi ellerine bıraksam bir kere dönüp bakmam geriye acaba ne olacak diye...

Seni çok seviyorum Çağatay. Seni çok kocaman seviyorum. Seni o kadar çok seviyorum ki bunu sadece sen bilebilirsin...

Hayatıma hoşgeldin Sevgilim, çok boktan olabilir ama en azından seninle renklenecek. 

Ve şu şarkıda da dediği gibi:

"Kimseyi görmedim ben, Senden daha güzel...
Kimseyi tanımadım ben, Senden daha özel..."

PS: Fotoğrafın özel bir anısı var, umarım hatırlamışsındır...

25 Ekim 2011 Salı

İnsanlar unutmuyor hiçbir şeyi, sadece unutmuş gibi yapıyor..




İnsanları özlemek güzel bir duygu, evet... biri için kalbinizin attığını hissetmek, bunu bilmek bile mutlu etmeye yetiyor bazen. birinin gözlerine bakarken nefesiniz kesildiğini hissetmek...


Ağlamak da güzel bir eylem mesela. o küçük, tuzlu damlaların yanaklarınızdan süzülürken ki  verdiği o hiss... çok güzel.


İnsanları anlamak zor, insanlar çok acımasız. siz daha bittiğini kabul edemezken, onlar yüzünüze çarpar bu gerçeği. her seferinde biraz daha fazla acıtırlar canınızı mesela.


Oysa o kadar kolay ki birinin canını yakmak. mutlu etmek bu kadar zorken, mutsuz etmek çok daha kolaydır her zaman..


Yağmurlar yağar ilk zamanlar, karlar yağar, hiç durmaz. her şarkı size düşman kesilir. her aşk cümlesi beyninize bir kurşun saplar. yumruk atarsınız şiirlerin yüzüne, sırf onu size hatırlatıyor diye. elele tutuşan insanları görünce testereyle kesmek istersiniz o elleri. 


Kimse anlamaz ki sizi, kimse güvenmez size. terkedilirsiniz, o simsiyah sokakların derinliklerinde kaybedersiniz ruhunuzu. gözlerinizdeki o parıltılar bi anda kayboluverir. az konuşuruzsunuz, hiç dinlemezsiniz. "hoşçakal" kelimesi sözlüğünüzdeki en güçlü küfür olur..


Her gece kendi krallığınızı yaratıp, türlü türlü entrikalar çevirirsiniz içinde. beyniniz yavaş yavaş kalbinizi terkeder. kalbinize yalan söylersiniz her seferinde "gitmedi! dönecek!" diye. her seferinde biraz daha çok inanırsınız yalanlarınıza. 


Bazıları içkinin yardımıyla kurtulmaya çalışır. bazıları sigaraların dumanında kaybeder benliğini. bazıları etrafındakilere anlatır derdini. bazılarıysa sadece bekler, geçecek diye.


Geçiyor evet, ister içkiyle, ister sigarayla, ister en yakın arkadaşlarla olsun, geçiyor. ama geçerken o kadar yakıyor ki canınızı, o kadar yıpratıyor ki ruhunuzu, o kadar parçalıyor ki kalbinizi, unutamıyorsunuz...


Her avuçlarınıza baktığınızda onun izlerini görüyorsunuz. saatlerce elele tutuşmaktan terlemiş ellerini hissediyorsunuz bi anda. gözleriniz dolmuyor belki bu kez ama biri midenize öyle güçlü bi yumruk atıyor ki nefesiniz kesiliyor.


İnsanlar unutmuyor hiçbir şeyi, sadece unutmuş gibi yapıyor...



18 Ekim 2011 Salı

Çünkü çikolata beni mutlu etmez, daha fazla üzer...





Bugün çok üzgündüm. sabah üzgün uyandım, canım. yine sen yoktun tabii. yine tek başıma öylece baka kaldım duvalara. kalktım bi sigara içtim. biliyorum "aç açına içilir mi o sigara?" diye kızacaktın yanımda olsaydın. ama yoktun (!) 


İçimde büyüyen öfkemi yokluğunla terbiye etmeye çalıştım. olmadı. sana verdiğim sözü tutamadım. unutamadım. unutmak istemedim. o kadar güzeldi ki, kıyamadım..


Sana bi mektup yazdım bugün, yine göndermedim. dolaptaki küçük kutucuğa koydum. sen dönünce hepsini sana verecektim, canım. okuyup beni nasıl üzdüğünü anlayacaktın. seni nasıl sevdiğimi, ne çok özlediğimi.. canın yanacaktı senin de, nasıl bırakıp gittim diye. ama sen hiç gelmeyeceksin, canımı acıtsa da biliyorum. özlüyorum.


Bugün çok üzgündüm canım. kalktım çikolata yedim bir sürü. mutlu etmedi. edemedi. senin yoktun ya o da bi başka tattı ağzımda. 


Şimdi burda olsaydın söylerdim sana, "Ben mutluyken değil, üzgünken çikolata yerim. ağlarken yerim. yanımda sen yokken yerim..."


Çünkü çikolata beni mutlu etmez, daha fazla üzer..

11 Ekim 2011 Salı

"When in Rome" gibi aşk





Belki bi kaç kişi dışında kimse farketmedi ama uzun zamandır hayatımın en zor günlerini yaşıyordum. hani şu yorganın altına girip "kimseyle konuşmak istemiyorum, yalnız bırakın beni" yavşaklığını bile yaptım düşünün. ki ben, biri bişey sorsa da konuşmaya başlasam diye gezinen bi dingilim.


Kolay kolay geçmedi evet, ya da şimdi çıkıp burda "çok pişmanım amk, keşke o kadar değer vermeseydim" demiyeceğim, çünkü değilim. en azından biraz daha aklı başında davranabilirdim diye düşünüyorum sadece. aşık olduğum zaman kendimi kaybetmemeyi öğrenmem gerek..


"Öyle birine aşık olmam gerekiyor ki bitti diye üzülmeyeyim" diye düşünür hale gelmiştim. canımı o kadar yakmıştı ki artık aklıma sadece diğer insanların da canını yakmak geliyordu. çünkü onun canının yanma ihtimali bile benim canımı yakmaya yetiyordu. böyle gerizekalı bi insan olduğum için diğerlerinden intikam alma fikri çok salakça gelebilir şuan, ama o dönemden geçerken aklınıza sadece bu geliyor.


Hani biri çıksa, "merak etme" dese, "sen unut herşeyi" dese, "ben senin için düşünürüm, yaparım hatta yaşarım" dese, koşa koşa boynuna atlayacak hale geldiğimi farkında bile değilmişim. taa ki O gelene kadar..


Hayatıma nasıl girdi farketmedim bile. herşey nasıl oldu, nasıl bu kadar çok sevmeye başladım farkında değildim. bi anda çekti aldı herşeyin içinden, bi anda gülmeye başladığımı farkettim.


"Hala yalnız mıyım?" diye düşünüyorum bazen. o kadar yakın ki uzansam dokunacakmışım gibi geliyor. o kadar iyi ki, biraz daha sevsem bozulacakmış gibi.. İçinde O olan cümleler kurmaya korkar oldum, büyüsü bozulacak da bitecek diye...


Onu seviyorum çünkü? diye düşünüyorum kendi kendime. cevabı bulamayınca çıldırıyorum her seferinde. sana vericek hiçbişeyim yok. sana aşık olmamı sağlayan şey bile bozuk- biliyorsun..


En iyi yapabildiğim şey sana aşık olmak sadece. böyle delicesine sevebilirim seni, öldürecek kadar çok sevebilirim. ama senden önce o kadar çok yandı ki canım, biraz daha sevmeye korkar oldum. senin suçun değil biliyorum ama insan sadece düşünüyor: Ya O da giderse?..


Çünkü ben artık bir kez daha aynı şeyleri yaşayamam. çünkü o kadar güçlü değilim. çünkü o kadarına dayanacak kadar iyi olduğumu sanmıyorum. 


Ama yine de, "Kalbin kırılabilir ya da dünyanın en güzel aşkını yaşayabilirsin. ama denemediğin sürece asla bilemeyeceksin..." mantığıyla giderek aşık oluyorum sana. ki bu şuan beni mutlu etmeye yeten tek şey..


Bu yazı da Müstakbelim'e gelsin.. Seni çok seviyorum!..

5 Ekim 2011 Çarşamba

Sarı saçlı Valentina




4 haftadır sürekli aynı cümleleri söyleyerek yatıp, aynı cümleleri söyleyerek uyanıyorum. şuan bile aklımda...


"...Hançerini çıkardı Valentina, gözyaşlarını silerek bağırdı: Gece gelmeden son verdim tüm acılarıma. gece gelmeden. ay çıkmadan akıttım ilk damla kanımı. güneş doğarken vücudum sustu, ben sustum. o kalp ki sadece senin için atıyordu, o kalp sustu. sırf sen sustun diye..."


İlk duyduğum andan beri ezberimdeydi. sahneye çıkarken ezberimdeydi. elime hançeri alırken ezberimdeydi. sonra birden... herşey birbirine girdi. ışıklar yanınca, herşey bulanıklaştı. bir türlü hatırlamıyordum, Valentina olamıyordum bi türlü. fotoğrafını gördüğüm ilk andan beri "Valentina ben olayım!" diye götümü yırtmıştım ama şimdi o ben olmak istemiyordu.


2 hafta Yiğit'e beni çalıştırsın diye yalvarmıştım, 2 hafta hayvan gibi çalışmıştım. ama şimdi olmuyordu. 6 cümlelik bir repliği söyleyemiyordum.Bayan Kanerova "Emina?" diyene kadar ağladığımı farketmemiştim bile. bütün sınıfa rezil olmuştum. daha yeni başladığım okuluma rezil olmuştum.


Sahneye çıkarken "heheh şimdi ağzınıza sıçtım işte, rol benimdir" diye hava atarken diğer çakma Valentinalara, sahnede küçülüp minicik olmuştum. çocuklardan biri yanıma gelip kısık sesle "şimdi de lütfen rolü bana verin diye yalvarmıycaksın değil mi?" dedi sırıtarak. ağzına sıçmam gerekirken, sadece derin bi nefes alabildim. konuşamıyordum.


Bayan Kanerova bir kez daha "Emina?" dedi ve ardından yanımdaki piçe "İnmesine yardım et" diye bağırdı. herkes çıplakmışım gibi bana bakıyordu. 


Rezil olmuştum!


"Ne oldu?" dedi Kanerova, salak salak ağlamaya devam ediyordum. "Yapamıycam" dedim burnumu çeke çeke. öylece bana baktı ve diğer Valentinalara dönüp "İrina sen çık sahneye" dedi.


İrina Valentina mı olucaktı? Onun saçları siyah bile değildi ki? Sarıydı. oysa Valentina uzun, siyah saçları ile ünlüydü.


Yiğit elimden tutup dışarı çıkardı. "Salak mısın sen?!" diye bağırdı, birden herkes yine beni çıplak görmeye başlamıştı. "4 haftadır bu rol için hazırlanıyorsun! şimdide çıkmış yapamıycam diye ağlıyorsun! dalga mı geçiyorsun benimle? bütün haftamı seninle geçirdim, seni çalıştırdım. ondan önceki hafta da. ondan önceki hafta da! şimdi yapamıycaksın öyle mi?" diye bağırmaya devam ediyordu. ben hiçbir şey söylemeyip ağlamaya devam edince "siktir git bi daha yanıma gelme!" dedi gitti.


Koca koridorda elimde hançerle öylece kalmıştım. bi an acaba kendimi mi öldürsem mi diye düşündüm. hem de şurda, şu hançerle. zaten rezil olmuştum. hem havalı da olurdu. sonra götüm yemedi tabi. sessizce yukarı çıktım. çantamı aldım, merdivenlerden inerken basamaklara takıldım, düşmedim.





2 Ekim 2011 Pazar

Başlıksız olsun mu bu yazı?





Az önce insanlığın ağzına sıçtım. 


Acımadı hiç canım. gözlerim falan dolmadı. aklıma hiçbir şey gelmedi, hiç kimse gelmedi aklıma. yattım yatağıma sessizce. yine bişeyler düşündüm.  ardından bu satırlar geldi aklıma.


Önce kalkmaya üşendim. hava soğuk zaten amk ne kalkacağım. zaten okuyan kimse yok. yine kendi kendime konuşmuş olacağım dedim. olmadı...


Kelimeler kulaklarımdan yatağıma döküldü. kalktım...


Bi sigara aradım bulamadım. sonuncuyu "müstakbelim"le konuşurken içtiğimi hatırladım. küfür edeyim dedim, ona da üşendim. tekrar yattım.


Boğazım kurudu, çişim geldi. kapıyı yatmadan önce kapattığımı farkettim. şimdi kalk, kapıyı aç, o karanlıkta tuvalete git... uzun iş abi. yat zıbar işte dedim. az mı tuttun çişini. bugün de tut.


Ne düşünüyorum lan ben böyle. neler var o sik kadar beynimde? hiçbir şey yok. bomboş içi. napıyorum Emina ben? diye düşündüm yine. düşünmeyi bırakmalısın.bir işe yaramıyor nasılsa.


Hayır ya susun! bu yazı böyle olmayacaktı. daha romantik olmalıyım. daha az küfür edip, daha kibar konuşmalıyım. EYVAH yoksa evde kalırım!


Kış gelmeden ellerimi ısıtacak bir sevgili bulmak lazım. kış gelmeden, gelmeden.


Dün 1 ekimdi farkettiniz mi? hayır bir tek ben farkettim. bir tek ben hissediyorum günlerin nasıl geçtiğini. bir tek ben farkediyorum zamanın nasıl aktığını. itiraf edin, siz hiç yatağınıza yattığınızda "bugün ne kadar sevindim, ne kadar üzüldüm, kime aşık oldum, kimden ayrıldım" diye düşünmüyorsunuz...


Aslında siz yaşamayı haketmiyorsunuz. değerini bilmiyorsunuz hiçbiriniz.


Dedim ya; bugün insanlığın ağzına sıçtım. sonra bi kahve yaptım, oturdum içtim...