Meczup
Geçti dedim, geçmedi
30 Eylül 2011 Cuma
Bugün çok Jay-Jay Johanson
Dışarıdan nasıl görünüyor bilmiyorum. farklıdır belki. çok mu küfürbazım? ya da çok mu kaba birine benziyorum? ne hissettiğimi bilmiyorsun anne. o elindeki şeyin benim için ne kadar değerli olduğunu bilmiyorsun...
Kaç gece sabaha kadar ağladım, kaç gece sabaha kadar güldüm bilmiyorsun. kaç gece seni düşündüm, kaç sabah seni düşünmek istemedim bilmiyorsun...
Çok mu akılsızım? ya da size çok mu aynı gözüktüm? anlamıyorsun...
Herşey çok renksiz. herşey bombok. herşey çok küfürlü şimdi. içimde birşey var. acıyor çok fazla acıyor. anlatamıyorum. anlatmak istemiyorum.
Bazı sabahlar çok mutlu uyanırım. gerçekten. suratında koca bir sırıtışla uyandığım bir kaç sabah var odamda.
Geceleri çok mutsuzum ama. geceleri çok seviyorum. geceler hep sen...
Herkes mi aynı, sen mi çok farklısın? herkes mi anormal? bitek sen normalsin. unutmak istemiyorum, canım acıyor unutmak isteyince. avuçlarım titriyordu silerken onca şeyi. tırnaklarım acıyordu...
Fotoğrafları silmek zor iştir dedi babam. fotoğraflar geçmişindir. fotoğraflar yaşadıklarındır, anılarındır. fotoğrafları silmek çok zor iştir sevgilim, bilmiyorsun!...
Çok erken değil mi? Herkes gitsin, bir tek sen kal istiyorum. herkes ölsün, bir tek sen yaşa. her aşk bitsin, bir tek sen sev. ve... herkes sussun, bir tek sen konuş...
Kelimelerin çok anlamlı. kelimelerin çok güzel. hepsini sen mi uydurdun? yoksa çaldın mı yaşlı kurbağaların nilüferlerinden? kelimelerin çok suskun, kelimelerin hep susuyor. sen mi istedin?
Canım yanıyor bilmiyorsun. canımı yakıyorsun. bak yine üzdün beni, yağmurlar yağdı. yağmuru sevmediyimi biliyorsun. yağmurlar dursun. ıslanmaktan korkarım ben, yağmur yağmasın. sen yağ üstüme.
Hep senli olsun...
23 Eylül 2011 Cuma
Buralar hep benim!
"Buralar hep benim!
Bu oyun bahçesi, bu sokaklar, bu çocuklar... Oyun da benim, top da.
Eğlenmezsem, alır giderim.
Sonra ellerin benim, gözlerin, gülüşün benim.
Masaya vurduğun yumruğun da benim, yastığa dökülen saçın da.
Gitme diye çağırmıyorum ama, başkası benim gibi çağırmayacak.
Üzülme diye söylemiyorum ama; bu yalnız adam, yalnız benim."
En sevdiğim meyve çilek, en sevdiğim renk mavi eee? demem o ki; "öyle çok beklemetmezler insanı"
Geldi mi gelecek, gelmedi mi? Şimdi benle kimler evlenmek ister?
Anne, benim uçmam gerek!..
Soyumuz tükeniyor hemen üretelim, üreyelim!
Hiç yemedim bugün, karnım aç birşeyler bulsana, sonra da sinemeya falan gideriz. korku filmi olmasın ama, sonra geceler tuvalete gidemiyorum.
İlla gazeteye ilan mi vermemiz gerek "sevmek istiyoruz" diye? seviyoruz ya işte, yalnız yalnız.
Son bişey daha, biraz sola kaysana... hah iyi. şimdi bi de sarıl sıkıca. bugün çok üşüdüm, çok özledim...
Zehirlendi dudaklarım
Islak kaldırımlarda yürüyordu sessizce. yağmur saçlarından alnına, alnından burnuna, burnundan çıplak ayaklarına damlıyordu. kimse yoktu sanki koca şehirde ondan başka. siyah beyaz bir pazılın en renkli parçasıydı ve kaybolmuştu.
Elinde hiçbir şey kalmamıştı ve biliyordu, gülüyordu. her adımında biraz daha batıyordu derine. umursamıyordu. kimse kalbinin önende durup "kal" demiyordu. gidiyordu..
Oysa önceki gece melekleri görmüştü rüyasında. koca kanatlı, ağzı kanlı melekleri. üşüyordu.
Uzak bir ev vardı önünde. içi boştu ve çok doluydu. yine gelmişti karın ağrıları geriye. yine bekletilecekti arafında ölmek için bu kadar acele ederken.
Geçmiş geçmek bilmiyordu. her seferinde biraz daha kanıyordu elleri. parçalanıyordu her yazmaya çalıştığında. çıldırıyordu.
Dudakları buz gibiydi, sıcacık ellerine rağmen. her konuştuğunda göz yaşı damlıyordu dudaklarından. böyle olması gerekmiyordu, anlıyordu çünkü böyleydi. böyle doğmuştu ama böyle ölemiyordu.
Gökten bin elma düşmüştü ve hiçbiri onun değildi. önce topraktı, sonra ağaç oldu ve kurudu. kendini bulamıyordu...
Herşey dün gibiydi ve o, dünden bugüne geçmeye çalışırken kalbine takılıp düşmüştü. geleceği yoktu, olmayan geçmişi gibi.
Bacağı yanan bir sinek gördü ve öldü...
22 Eylül 2011 Perşembe
Vallayi Gerizekalığğğğ
O kadar gerizekalıyım ki gerizekalılığımı anlatabilecek bir kelime bulamıyorum. hayır, şimdi triplere girip ergen ergen konuşmak için yazmıyorum bu yazıyı. gerçekten gerizekalı olduğumu anlatıp bi kaçınızdan küfür yemek için yazıyorum çünkü artık başedemiyorum kendimle, gerizekalılıklarımla.
Ulan resmen biliyorum sonunda ne olacağını, resmen elli bin defa yaşadım aynı şeyleri ve yine aynı hataları yapıp pişman oldum, geberene kadar acı çektim ama yine de yapıyorum aynı hatayı...
Resmen görüyorum önümdeki çukuru, görüyorum biraz daha ilerlersem düşeceğimi, anlıyorum ama göz göre göre koşuyorum oraya.
Allah aşkına biriniz çıkın da "dur" deyin bana. durduramıyorum çünkü kendimi.
Sürekli aynı hataları yapıp, acı çekiyorum. göz göre göre kaybediyorum elimdekileri. göz göre göre ölüyorum ama yine de...
İnsan bi düşünür amk bi düşünür sonunu, bi düşünür neler olacağını, ben ne yapıyorum Emina?
O kadar öfkeliyim ki kendime, o kadar sinirliyim ki anlatamam. o kadar pişmanım ki ve o kadar aptalım ki geberecek kadar...
Uyudum geçmedi, büyüdüm geçmedi, aşık oldum yine geçmedi aptallığım...
21 Eylül 2011 Çarşamba
Aslında bir konu var...
Eve dönmek için taksiye binecek kadar aşığım düşünün. insan eve dönmek için taksiye biner mi lan? kaç haftadır elime kitap almamışım mesela, daha yeni başladığım üniversiteyi bile siklemiyormuşum.
annemin mantısına bile "hayır" demişim, oysa ki ben bir mantı için abisini tekmeleyen bir dingili okuyorsunuz şuan.
ne yapsaydım amk sanki istiyorum da. bırakın beni dedim kaç kere. bırakın da kendi halimde yaşayayım. klasikleri okuyayım, müzik dinleyeyim, dans edeyim, en efkarlı anlarım da iki sigara içeyim. nevarmış yaşımda? yaşayamaz mıyım? en güzel yaşlarım okuyarak geçiyor anasını sattığım. en güzel anlarım onu düşünerek geçmeliydi oysa ki.
bi kaç aşırı anlamlı şarkı dinleyip ağlamalıydım mesela. sabahlara kadar gözüme uyku girmemeliydi aşktan.
"şu sınavı bi atlatayım dünya benim olucak lan" demiştim oysa ki. "sabahlara kadar şarkı dinleyip, dans edeceğim. komşuların ebesini sikeceğim lan!" diye kendimi avutuyordum mesela. oldu mu? olmadı be annem. okul bitti bu kez de üniversite başladı.
hayatım okuyarak geçiyor ama okuduklarım bi sike yarasa yanmayacağım. koymayacak o zaman. yaramıyor ki o da...
sonra aklıma o geliyor mesela. herşey güzelleşiyor bianda. bak yine O-na bağladım. nasıl beceriyor herşeyi kendisine çekmeyi anlamıyorum. ben zaten hiçbir şeyi anlamıyorum ki amk. boşum mesela. içim boş.
bana kırık dökük, bozuk bi kalp verdiler. ne yapacağımı bilemedim, onu sevdim...
annemin mantısına bile "hayır" demişim, oysa ki ben bir mantı için abisini tekmeleyen bir dingili okuyorsunuz şuan.
ne yapsaydım amk sanki istiyorum da. bırakın beni dedim kaç kere. bırakın da kendi halimde yaşayayım. klasikleri okuyayım, müzik dinleyeyim, dans edeyim, en efkarlı anlarım da iki sigara içeyim. nevarmış yaşımda? yaşayamaz mıyım? en güzel yaşlarım okuyarak geçiyor anasını sattığım. en güzel anlarım onu düşünerek geçmeliydi oysa ki.
bi kaç aşırı anlamlı şarkı dinleyip ağlamalıydım mesela. sabahlara kadar gözüme uyku girmemeliydi aşktan.
"şu sınavı bi atlatayım dünya benim olucak lan" demiştim oysa ki. "sabahlara kadar şarkı dinleyip, dans edeceğim. komşuların ebesini sikeceğim lan!" diye kendimi avutuyordum mesela. oldu mu? olmadı be annem. okul bitti bu kez de üniversite başladı.
hayatım okuyarak geçiyor ama okuduklarım bi sike yarasa yanmayacağım. koymayacak o zaman. yaramıyor ki o da...
sonra aklıma o geliyor mesela. herşey güzelleşiyor bianda. bak yine O-na bağladım. nasıl beceriyor herşeyi kendisine çekmeyi anlamıyorum. ben zaten hiçbir şeyi anlamıyorum ki amk. boşum mesela. içim boş.
bana kırık dökük, bozuk bi kalp verdiler. ne yapacağımı bilemedim, onu sevdim...
20 Eylül 2011 Salı
Bunlar "kaaarşim" dediklerime
Dışarıdan nasıl bir tip olduğumu bilmiyorum ama içeriden pek normal değilim sanırım. yo hayır bu yazıya böyle başlamak istemiyordum. ya aslında nasıl başlayabilirim ki sanırım? evet, şimdi o "kaarşim" dediğim piçlerden bahsedicem. hani sizin bazılarınızın "ay netten arkadaş mı bulunurmuş yeaaaa" yavşaklığı yapacağınızı biliyorum ama şimdi çok net söyleyebilirim ki bulunuyor. ya da ben buluyorum amk siz sorunlusunuz heralde. ya da fazla önyargılı mı desem?
Cansın var mesela. ya da benim diyişimle CANSAAAAN mı desem? 10 dk beraber takıldıktan sonra herkesi uzaylı sanmaya başlıyosunuz. gülmekten altınıza sıçırtırken, karın kası da yapabilitesi var mesela.
Sonra Nisa var. ergen nisa, garfield nisa, çorumlu nisa, ağlama duvarım nisa. onu da çoseverim mesela.
Küp'üm var bi de. mısırla kübra. o bilmiyor ama ben onu sevgilisinden bile deli gibi kıskanıyordum zamanında. ayrıldıklarında da hiç üzülmemiştim mesela (tamam belki biraz nedime olma hayallerimin içine sıçılmış olabilir ama gerçek yanie) küp'ümü çoseviyorum ben
Sonracığıma Alin'im var bi de. hayatınızda görüp görebileceğiniz en taşak dizi muabbetti olan kızdır alin.ölerim biterim taparım ona ben. ha bi de süper diyet tarifleri vardır kızımızın denenmeli!
ha bi de elticaaaağn Ayşe var. o da ayrı bi çeşittir onu da yerim.
ahh Sude'm var bide. amın feryadı sude, vicdan azabı sude, döl ısrafı sude. sude benim herşeyimdir. her bokumu bilir, her bokunu bilirim. şu sıralar bi blog şeysi çıktı beni siktir etti ama döner yakında.
ilk Türk kaarşim Meltem olsun, ikizim Buse olsun, fenerli Rezzan olsun, kuzen Tuğba olsun, trip atsa da ayyerimli Gülcan olsun, aşkııeeem Meryem olsun hepsini severim ben.
böyle hafif komikeçli bi konu verin bize, biz onu değiştirip değiştirip güleriz mesela. böyle konuşmaya bi başlarız zaman nasıl geçer anlamayız bi bakarız sabah olmuş, suratımız göte dönmüş ama biz hala gülüyoruz.
söz verdim bu yaz hepsini görmeye gelicem. yani nasıl anlatsam iyi ki varsınız lan dersem çok sikindirik olucak ama cidden iyi ki varsınız lan. hepinizi çok seviyorum...
bi götsıçbok hayatım var onu da bunlar renklendiriyor vallayi...
Bir elma vardı ağaçta, koparmak isterken düştüm
Bir sonbahar akşamıydı. hafif yağmur vardı ama rahatsız etmiyordu hiç. hava yavaş yavaş kararıyordu. sokağın en başında bi çocuk vardı. siyah kapişonunu gözlerine kadar indirmiş bir şeyler konuşuyordu kendi kendine. uzaktan o kadar güzel görünüyordu ki elimde olsa bir kaç saat daha orada durur onu izlerdim... bir kaç dakika daha sessizce onu izledim. annesinin gelişini, yağmurda eve gitmeyip onu sokakta beklediği için kızışını, ardından elele eve gidişlerini... hepsini teker teker izledim. hiç sıkılmadan, hiç acele etmeden izledim. uzaktan ne kadar güzel göründüklerini farkında değilmişler gibi "mutlu"ydular. hiç aceleleri yoktu. korkuları yoktu hiç ve tabii ki endişeleri.
Senin gibiydiler. bizim gibiydiler...
Hatırlar mısın bilmem, eskiden sen de severdin yağmurda yürümeyi. o kadar severdin ki yağmuru hiç sevmeyen bana bile sevdirirdin o sevginle. hala sevip sevmediğini bilmiyorum.
Aklıma okuldan dönüşlerimiz geldi yine. koşa koşa otobüs durağına gelip, birbirimize sırıtırken bekleyişlerimizi hatırladım. hayatımın en güzel bekleyişleriydi oysa ki. sonradan anladım.
Şimdi sen gittin ya, o otobüs durağı cehennem gibi. eskiden bize bakarak gülen, konuşan insanlar ayıplıyor sanki artık beni yanımda sen yoksun diye. o şehir, o sokaklar, o insanlar çok yabancı. sen gittin ya, sanki ben gitmişim gibi. sanki hiçkimsenin bilmediği, hiçkimseyi bilmediğim bi yerdeyim.
Burası çok "mutsuz" sen yokken canım, buralar çok "terbiyesiz"
Söyledim ya, en iyi sen bilirsin beni. en iyi sen bilirsin, en çok seni sevdiğimi...
Bir sonbahar akşamıydı. bir elma vardı ağaçta, o elma sendin. koparmak isterken düştüm, sen de diğerlerine karıştın. kaybettim... kayboldun...
19 Eylül 2011 Pazartesi
Genç ölmek iyidir
Uzun zamandır düşündüğüm bir şey hakkında yazmaya karar verdim en sonunda. "Genç ölmek"
Çoğu insan korkar ölümden. 80 yaşına gelip hala "daha zamanı değil" diye konuşan insanlar var mesela. neyin daha zamanı değil? diye sormak istesem de hiç cesaret edip soramamıştım mesela. ve hepsinin teker teker ölümlerini izledim.
Çocukluğumdan beri sevdiğim insanların ölümlerini izlerim. çocukluğumdan beri sevdiğim diğer insanların ölecek olmalarını düşünüp korkarım. bir çok insan korkar mesela ölümden. oysa yaşadıkları bir boktan öte değildir.
Her gün erkenden kalkıp, kahvaltı edip işe giderler, işten dönerler, eşlerinin vicdanına ve çocuklarının uyku saatlerine göre bazı geceler sex yapıp ardından uyurlar ve yarınları yine aynıdır. ama hiç sıkılmazlar...
Ne kadar böyle yaşanılır ki? ne kadar aynı şeyleri yapmakla geçirirsiniz günlerinizi?
Genç ölmek iyidir aslında. düşünsenize her kesin aklında genç kalacaksınız. herkes sizi genç hatırlayacak. buruşarak ölen zavallı bir yaşlı olarak mı ölmek iyidir, yoksa...
İnsan en fazla 30 yaşına kadar yaşayacak mesela. 30-dan öteye gitmeyecek.
Ardınızda bıraktığınız ailenizi, arkadaşlarınızı, sevgilinizi hiç düşünmeyin mesela. onlar da zamanı gelince unutur sizi. ve hep genç hatırlarlar.
Genç öleceksin ama o kısa hayatı da dolu dolu yaşayacaksın mesela. her günün ayrı olacak. her gün bir ayrı uyanacaksın.
Ve tabii ki her uyandığında da yanında yüzüne bakmaktan usanmadığın insanlar olacak.
Böyle birini bulduysanız ve hayatınız anlattıklarıma yakın ya da daha iyiyse, ölümden korkmayın. ve unutmayın: Genç Ölmek iyidir...
Sanırım öylesine
Sanırım bir kaç aydır hayatımın en zor günlerini yaşıyordum. hani şu ölmek isteyip te ölmeyeceğinizi bildiğiniz anlardan birini.
"Hayatımın hatası" dediğimiz şeylerden birini yapmadıysam da ona benzer bir çok şey yaptım. pişman değilim belki ama en azından "keşke daha akıllıca davransaydım" dediğim zamanlarım da olmadı değil.
Hani çok zor bi dönemden geçerken hayatınıza giren insanlar olur ve bazılarını "vay be!" diye adlandırırız ya, öyle bir şey sanırım. ya da birini tanımadan hayatımıza sokarız ve sonsuzadek bizimle kalması için yapmadığımız iğrençlik, yapmadığımız piçlik kalmaz da sonunda yine yalnız kalırız ya işte öyle...
Hayatına girmek istediğim, hayatımda olmasını istediğim çok az insan varken o insanlarının çoğunun boş bir hayal olması belki çok ironik ama bazı anlar olur ki bu gerçeği göremeyecek kadar hayal kırıklığı olursunuz.
ama en azından bitti diye sevindiğiniz günler geldiğinde geçmişe bi göz atıp "vay be bunları ben mi yaptım?!" dediğiniz şeylerin olması belki de o kadar da kötü bir şey değildir...
"Hayatımın hatası" dediğimiz şeylerden birini yapmadıysam da ona benzer bir çok şey yaptım. pişman değilim belki ama en azından "keşke daha akıllıca davransaydım" dediğim zamanlarım da olmadı değil.
Hani çok zor bi dönemden geçerken hayatınıza giren insanlar olur ve bazılarını "vay be!" diye adlandırırız ya, öyle bir şey sanırım. ya da birini tanımadan hayatımıza sokarız ve sonsuzadek bizimle kalması için yapmadığımız iğrençlik, yapmadığımız piçlik kalmaz da sonunda yine yalnız kalırız ya işte öyle...
Hayatına girmek istediğim, hayatımda olmasını istediğim çok az insan varken o insanlarının çoğunun boş bir hayal olması belki çok ironik ama bazı anlar olur ki bu gerçeği göremeyecek kadar hayal kırıklığı olursunuz.
ama en azından bitti diye sevindiğiniz günler geldiğinde geçmişe bi göz atıp "vay be bunları ben mi yaptım?!" dediğiniz şeylerin olması belki de o kadar da kötü bir şey değildir...
16 Eylül 2011 Cuma
Bir Deli Ressam tanıdım
Bazen böyle kendinizi yalnız falan hissedersiniz
hani. “Yalnızım lan ben” diye triplere girersiniz, intihar falan gelir aklınıza
sonra götünüz yemez de vazgeçersiniz. Herkes size inat mutluymuş gibi gelir. Hayat
birden çok boktan olur mesela. Boktandır zaten de siz o an kesin olarak
anlarsınız hani.
Işte ben pek öyle düşünen bi insan değilimdir
genelde. Zaten bi sürü derdim var, diğerlerinin ağzına sıçıyim banane
laylaylomlik diye gezinendim. Kimseye bulaşmıyim, kimse de bana bulaşmasın öyle
sik gibi yaşamaya devam ediyim diye düşünür dururdum bütün gün.
Sonra bigün... bigün onu tanıdım... ressamdı. Deliydi.
Aklında bir sürü şey varmış gibi davranıyordu. Yaşı fazla değildi ama hem
olgun, hem çocuktu. Çocukken verilen sürprizli kinderler gibi içinden ne
çıkacağını bilemiyordunuz. Ne tepki vereceğini, ne söyleyeceğini falan.
O kadar garipti ki her an değişiyordu.
Gözlerini görmek dünyanın 7 mucizesinden 8.sini
bulmak kadar harikaydı.
Onu izlemek Paris-e gitmek gibiydi...
Kırıcıydı bazen, bazen eğlenceli, çoğu zaman da hassiktir
kadar mükkemmel. Ama O-ydu. Deliydi ve ressamdı.
Bütün gün aklımdaydı. Insanlar ondan farklıydı
sanki. Insanlar onun gibi olmaya çalışıp olamıyordu. Insanlar özentiydi,
insanlar sıkıcıydı, boştu.
Oysa O, o kadar iyiydi ki...
Bigün gitti. Bitti. Ve ben ne kadar eskisi gibi
olmaya çalışsam da olamadım. Ve ben ilk kez “yalnızım lan ben” diye düşündüm.
Yokluğu küfür gibiydi. Çok kısa zamanda nasıl olup
ta hayatımda bu kadar eskileşebilmişti anlamıyordum ama sadece mutluydum. Çünkü
onu tanımıştım. Çünkü farklı olmanın tadını bir kere almıştım.
Ve onu anlatmak garipti. Geri döner mi
bilmem, dönmesini istiyor muyum bilmem, ama sadece böyle bir şey yaşamak çok
güzeldi ve hep öyle kalacaktı.
Hayatım kısa mı, uzun mu bilmiyorum ama onunla
geçen o kısacık zaman hayatımda düşünüp düşünüp mutlu olacağım tek şeydi
sanırım...
Clementine*
13 Eylül 2011 Salı
Sana dokunmak
Düşüncelerime
sahip çıkamıyorum. Kaçıp kaçıp sana geliyorlar. Hani sen de sevsen, tamam desen
itirazım olmayacak ama sen de kabul etmeyince öylece kapıda kalıyorlar.
Gözlerimi
kapatmak zorunda kalınca hep seni görüyorum. Gözlerimi kapatmak istemiyorum. Seni
görmek canımı yakıyor...
Vakit geceden
geçince sen geliyorsun aklıma. Sabahın ilk ışıkları gibi, güneş gibi. Gözlerimi
yakıyorsun, bakamıyorum sana.
Bazen gece
oluyorsun. Karanlık, korkutucu bir sessizlik bazen.
Bazen de
sabahın en güzel çağı oluveriyorsun birden. En canlı, en neşeli.
Sana dokunmak
ateşe dokunmak gibi. Önce sıcaklığını hissediyor insan, ardından dayanılmaz bir
acı...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




